Skip to content

Gülten Kahraman

Sizi rahatsız etmeye geldim – Ali Şeriati

Menu
  • Anasayfa
  • Güncel Köşe Yazıları
  • Eski Köşe Yazıları
  • Şiirler
  • Makaleler
  • Özel Haber
Menu
Orman Yangınları Siyasi Bir Krizdir

Orman Yangınları Siyasi Bir Krizdir

Posted on 28 Temmuz 202531 Ağustos 2025 by Gülten Kahraman

Son yıllarda Türkiye, yaz aylarının ne yazık ki değişmez gündemi olan orman yangınlarıyla boğuşuyor. Ülkenin dört bir yanında eşzamanlı olarak başlayan yangınlar, birçok şehirde günlerce, hatta haftalarca kontrol altına alınamıyor. Bu trajedi artık olağanlaştı. “Alışmayalım” dediğimiz ne varsa, ona alışır olduk.

Her yaz olduğu gibi bu yaz da Türkiye’nin dört bir yanından yükselen dumanlar ve alevler, yalnızca ormanlarımızı değil; hafızamızı, vicdanımızı ve geleceğimizi de yakıyor. Her yangın sezonu, aynı senaryoyla karşımıza çıkıyor: yetersiz müdahale, geç gelen uçaklar, iktidarın sessizliği ve halkın kendi olanaklarıyla doğayı savunma çabası.

Ama bu kez, sadece yanan ağaçlara değil, yakılan güvene de bakmamız gerekiyor. Bu yangınlar gerçekten kader mi, yoksa göz göre göre gelen bir felaket mi?

Orman yangınları sadece bir doğal afet değil; yıllardır sürdürülen ihmallerin, yetersiz politikaların ve toplumsal çelişkilerin yansımasıdır. Türkiye’deki orman yangınlarını anlamak, sadece alevlere değil, o alevlerin beslendiği politikalara da bakmayı gerektiriyor. Çünkü orman yangınları bu ülkede yalnızca çevresel değil; siyasi, ekonomik ve sosyal bir krizdir.

Yangın uçaklarının yetersizliği ve ihmaller felaketin boyutunu artırıyor

Türkiye’de yangın söndürme filosundaki eksiklikler yıllardır biliniyor. Ancak bu eksiklikler, devletin yangınlara hazırlıksız yakalanmasıyla birleşince sonuçlar yıkıcı oluyor. Yangın uçaklarının yetersizliği ya da bazı dönemlerde tamamen yokluğu, yangınların hızla büyümesinin sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki iktidar, bu kritik altyapı yatırımlarını zamanında yapmadığı gibi, yangın müdahalesinde etkin ve hızlı hareket etmek yerine halkta güven sarsıcı söylemlerle yetinmeyi tercih ediyor. Kriz anlarında ortaya çıkan organizasyon eksikliği, halkın devletin yangınlarla mücadelede yetersiz kaldığı kanaatini güçlendiriyor.

Yangınların doğal sebeplerle çıkmadığına dair halk arasında ciddi bir kuşku var. Kundaklama ve sabotaj iddiaları, yangınların artışının ardında bilinçli bir tahribat olabileceği fikrini güçlendiriyor. Bu inanç, sadece yangınların nedenlerini anlamaya yönelik bir tepki değil; aynı zamanda devletin yangınlarla mücadeledeki zaafları ve şeffaf olmayan tutumlarıyla da besleniyor. Bu noktada, halkın güvenini kazanmak için yetkililerin açıklamaları ve önleyici tedbirlerin daha açık, net ve hesap verebilir olması gerekiyor

Türkiye ve “İklim Kanunu” çıkmazı

Elbette iklim değişikliği yangın riskini artırıyor. Kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve ani hava değişimleri Türkiye’yi yangınlara daha açık hâle getiriyor. Ancak bu risk karşısında alınan önlemler ne kadar yeterli? Türkiye uzun yıllar boyunca kapsamlı bir İklim Kanunu’na sahip değildi. Bu eksiklik, emisyonların kontrol altına alınamamasına, karbon ayak izinin büyümesine ve yangın riskinin sistematik biçimde artmasına neden oldu. Nihayet 3 Temmuz 2025’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden İklim Kanunu geçti. Ancak bu kanun, yıllardır beklenen bütünlüklü çözümü sunabildi mi? Uzmanlara ve çevre örgütlerine göre, cevap ne yazık ki hayır.

Greenpeace, Yeşil Düşünce Derneği ve İklim İçin 350 gibi birçok sivil toplum kuruluşu, yasayı eksik ve belirsiz buluyor. Öncelikle fosil yakıtlardan çıkışa dair net bir takvim yer almıyor. Türkiye’nin kömüre dayalı enerji politikasında nasıl bir dönüşüm yaşanacağı belirsiz. Ayrıca, “adil geçiş” kavramı sadece birkaç yerde sembolik olarak geçiyor; oysa bu dönüşümün sosyal maliyetini en aza indirecek yapılar kurulmadan, iklim adaletinden söz etmek mümkün değil.

Yasanın uygulama maddeleri de oldukça belirsiz. Emisyon azaltım hedefleri açıklanıyor, ancak bu hedeflere hangi sektörlerin nasıl katkı sunacağı, hangi yaptırımların uygulanacağı belli değil. Tarım politikalarına, yapay gıdalara, yeşil vergilere ya da karbon piyasalarına dair düzenlemeler ise ya hiç yok ya da detaylandırılmamış. Örneğin Avrupa Birliği’nin Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ile tam uyum hedefleniyor ama bu uyumun nasıl sağlanacağına dair yol haritası kanun dışı düzenlemelere bırakılmış durumda.

Tüm bu eksiklikler, kamuoyunda, orman yangınları gibi somut krizlerde devlete duyulan güveni zedeliyor. Yangın söndürme uçaklarının yıllardır yetersiz olması, afet koordinasyonunun zayıflığı ve kriz anlarında halkın belirsizlik içinde bırakılması da bu tablonun parçası.

Yangınların ardındaki rant şüphesi: Şeffaflık ve hesap verebilirlik şart

Yangınların söndürülmesinin ardından en çok tartışılan konulardan biri de yanan orman alanlarının nasıl değerlendirileceği oluyor. Son dönemde, yanan boş arazilerin turizm yatırımlarına, özellikle otellere tahsis edileceğine dair haberler ve açıklamalar medyada geniş yer buldu. Bu durum, halkta yangınların arka planında ekonomik çıkarların olduğu ve doğal varlıkların rant uğruna feda edildiği algısını güçlendiriyor. Ormanların sadece ekosistem değil, toplumun ortak mirası olduğu unutulmamalı; yanan alanların bu şekilde imara açılması, doğal dengenin ve kamusal hakların ciddi şekilde ihlali anlamına gelir. Bu noktada şeffaflık ve hesap verebilirlik, yalnızca iyi yönetimin değil, toplumun devlete olan güveninin de temelidir.

Gelecek nesillere yaşanabilir bir doğa bırakmak için bugün harekete geçmeliyiz

Orman yangınları sadece ağaçların yok olmasına sebep olmuyor; tarım alanları, hayvancılık, yerel ekosistem ve biyoçeşitlilik de büyük zarar görüyor. Ekonomik olarak da yangınların yarattığı yıkım, devlet bütçesine ağır bir yük bindirirken, bölge halkının geçim kaynaklarını ve yaşam kalitesini derinden etkiliyor. Bu tablo, kalkınma ve çevre politikalarının ne kadar dengesiz yürütüldüğünü gözler önüne seriyor. Oysa doğa ve insan birlikte düşünülmeli, ormanların korunması kalkınmanın ön koşulu olarak görülmeli.  Ne var ki Türkiye’de çevre ve kalkınma hâlâ iki ayrı kutup gibi görülüyor. Oysa sürdürülebilir kalkınma, doğayı korumadan mümkün değildir.

Orman yangınları, Türkiye için sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda bir siyasi, sosyal ve ekonomik krizdir. Yangınların ardındaki ihmaller, yetersizlikler ve planlar sorgulanmadan; sadece alevler söndürülerek gerçek sorunlar çözülemez. Bu felaketlere karşı duyarlılığı artırmak, sorumluları hesap vermeye çağırmak ve ortak bir mücadele ruhu oluşturmak hepimizin görevidir. Gelecek nesillere yaşanabilir bir doğa bırakmak istiyorsak, bugün harekete geçmeliyiz.

Bugün geldiğimiz noktada bir gerçeği yüksek sesle söylemek zorundayız: Türkiye’nin sadece yasaya değil, gerçek bir iradeye ihtiyacı var. 

 

Bir şeyleri “kökten” değiştirmek için;

Bir şey yapmalı!

Görüntüleme 343

Bunu paylaş:

  • Facebook'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Facebook
  • X'te paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) X

Bunu beğen:

Beğen Yükleniyor...

İlgili

1 thought on “Orman Yangınları Siyasi Bir Krizdir”

  1. Ali Bilir dedi ki:
    29 Temmuz 2025, 06:17

    Doğru söze hacı emmi ne desin. Kalemine yüreğine sağlık…

    Yükleniyor...
    Yanıtla

Bir Cevap YazınCevabı iptal et

HAKKINDA

Gülten Kahraman
Gülten Kahraman

Gazetecilik, iletişim, sosyoloji , siyaset bilimi ve edebiyat alanlarında çalışmaktadır.

Devamını oku

Takip Edin

Facebook X - Twitter Youtube Instagram

İletişim

iletişim

Son Gönderiler

  • internet dolandırıcıları
    AnasayfaGüncel Köşe Yazıları

    Devletin Göremediği Dolandırıcılar!

  • Devletin Kurumları Çökerken Halk Neye Tutunacak
    AnasayfaGüncel Köşe Yazıları

    Devletin Kurumları Çökerken Halk Neye Tutunacak?

  • Süre yine uzatıldı
    AnasayfaGüncel Köşe Yazıları

    Konu Ehliyet, Sorun Daha Fazlası

  • Eve Kapan ve Ölümü Bekle
    AnasayfaGüncel Köşe Yazıları

    Eve Kapan ve Ölümü Bekle

  • Türkiye'de Pestisit Gerçeği ve Sorumlular
    AnasayfaGüncel Köşe Yazıları

    Türkiye’de Pestisit Gerçeği ve Sorumlular

Çok Okunanlar

  • Boğaziçi direnişi
    AnasayfaMakaleler

    Değişen Türkiye’de Üniversite Öğrenci Eylemleri: Boğaziçi Direnişi

  • tımarhanede cinayet
    AnasayfaEski Köşe Yazıları

    Tımarhanede cinayet

  • ekmek arası ekmek yiyen halka hayırlı olsun
    AnasayfaEski Köşe Yazıları

    Ekmek arası ekmek yiyen halka, hayırlı olsun!

  • Tolga Şardan
    AnasayfaEski Köşe Yazıları

    Şardan’ı tutuklamak gazetecilere gözdağı mı?

  • Mansur Yavaş evde yok
    AnasayfaEski Köşe Yazıları

    Yavaş evde yok!

Son Yazılar

  • Devletin Göremediği Dolandırıcılar!
  • Devletin Kurumları Çökerken Halk Neye Tutunacak?
  • Konu Ehliyet, Sorun Daha Fazlası
  • Eve Kapan ve Ölümü Bekle
  • Türkiye’de Pestisit Gerçeği ve Sorumlular

Sayfalar

  • Hakkında
  • İletişim
© 2026 Gülten Kahraman | Powered by Superbs Personal Blog theme
%d