Günlerdir “Ehliyet yenileme” işlemi için nüfus dairelerinde yaşanan yoğunluk dün saat 17.00’de bitti ancak hala ehliyetini yenileyemeyen 2 milyon 167 bin 713 kişi olduğundan, yenileme işlemi süresi, İç İşleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından “son kez” olduğu vurgulanarak 31 Ekim 2025 tarihine kadar uzatıldı. 1 Ocak 2016 tarihi itibariyle başlanan yeni tip sürücü belgesi düzenlenmesi daha önce de aynı sebeplerle 2024’ün son gününe, son olarak da 2025 Temmuz ayı sonuna kadar uzatılmıştı.
Bakanın açıklamasının ardından yenilemeyi ilk açıklandığı tarihlerde yapan vatandaşlar sosyal medyada “Biz yakın tarihte tekrar yenilemek zorunda kalacağız, bu sorumlu vatandaş olmanın cezası mı?”, nüfus idarelerinde çalışan memurlar da “Günlerdir izinsiz ve yoğun bir tempoyla çalışıyoruz, süre uzatıldıysa aynı tempoya devam edeceğiz, bu bize haksızlık” şeklinde tepkiler gösterdiler. Evet tepkiler haklıydı.
Tembel Bir Toplumuz
Her toplumun geçmiş kültürlerinden gelen ve artık “genlerine işlemiş” o topluma has özellikleri vardır. Herkes doğru olanı savunur, genel yaklaşımı eleştirir ama aynı yanlışı sürdürmeye devam eder. Bizim toplumda da hastalığın son aşamasına kadar hastaneye gitmemekte direnmek, en önemli işlerini son güne bırakmak gibi kemikleşmiş ortak özellikler vardır. İstisnalar hariç eğitimlimiz de eğitimsizimiz de aynıyız.
Birileri bana kızacak belki ama diyeceğim; kesinlikle tembel bir toplumuz. Bu özelliklerin bazılarının olumsuz sonucunu sadece birey yaşıyor olsa da kurumsal işlemlerde yapıldığında birden çok kişiyi, kurumu etkiliyor. Ehliyet yenileme işleminde de yıllarca erteleyip son güne bırakan kişiler kurumlarda izdiham yarattılar. Günün sonunda 2 milyonun üstünde kişi yine yenileyemedi.
Yöneticiler Vatandaşını Tanımıyor
Bir ülkeyi yönetenler o ülke halkını her yönüyle çok iyi tanımalı ve toplumsal düzeni sağlayabilmek için yasaları, kanunları, kuralları, cezaları ona göre düzenlemelidir. Yoksa Yerlikaya gibi çıkıp, rica minnet “Vatandaşlarımızdan rica ediyorum… Lütfen son günlere kalmadan işlemlerimizi tamamlayalım.” Demek zorunda kalır. Yerlikaya’nın yaptığı kimilerine göre “hoşgörü ve jest” olsa da bence çaresizlik, yetersizlik ve zayıflık göstergesidir. Bazı konularda katı bir disiplin şarttır.
Şunu önemle belirtmek gerekir ki; yönetimde “despot” yaklaşım ayrı, toplumsal düzeni toplum lehine sağlayabilmek için “tartışmaya kapalı” kuralları hayata geçirmek ayrı şeylerdir. Burada despot yönetimi tartışmayacağım ama ikincisini yapmak tecrübe, liderlik vasfı, sosyolojik bakış ve analize sahip olmayı gerektirir. Dolayısıyla bugün ülkede birçok kurala uyulmaması, yaptırımların ciddiye alınmaması ve işleyişte kaos çıkmasının sebebi işte bu vatandaşını tanımayan yöneticilerin eksiğidir.
Türkiye’de İnsanları “Para Cezası” İle Korkutamazsınız
Şunu öğrenemediler. Türkiye’de insanları “para cezası” ile korkutamazsınız. Tekrar tekrar o cezayı ödemeye razı olur ama son ana kadar rahatından ödün vermez. Bu toplumu sadece “kaybetme” korkusu harekete geçirebilir. (İkili ilişkilerimizde de böyle değil midir?)
İddiam şu; Yerlikaya “Ehliyetini yenilemeyenlere 7 bin 438 lira para cezası verilecek” yerine kesin bir dille “Ehliyetleri iptal edilecektir” demiş olsaydı bugün bu durum yaşanmayacaktı. (E tabi devlete para lazım tabi… Neyse bunu başka yazıda tartışırız.)
Randevu bile almayıp bekleyenler bugün mutlu ve alaylı “Biz zaten biliyorduk uzatılacağını” demezlerdi. Devleti yönetenler vatandaşını tanımıyor ama vatandaş yöneticilerini, zaaflarını, eksilerini çok iyi biliyor! Teşbihte hata olmasın, Anadolu’nun köylerinde bu gibi durumlar için “Dişlerini saydırmak” tabiri kullanılır.
Atatürk’ün “Türk insanı çalışkandır” sözü esasında doğruluk içermeyen, tembel olduğunu bildiği toplumu “gaza getirmek” için söylenilmiş, psikolojik ve akıllı stratejik bir ifadedir bence. Çünkü en sevmeyenin bile onun başarılı bir lider olduğunu inkâr edememesinin sebebi budur işte.
Bir Yerde Yanlış Hesap Var!
Sosyolojik değerlendirmeye son verip çözüm önerilerine geçelim. Yine örnek olay üzerinden gidersek çok basit bir çözüm yolu var aslında. Hız ve teknoloji çağındayız diyoruz, doğrudur elbette ve Türkiye’de “görünürde” devletin neredeyse tüm kurumları dijital dünyaya entegre olmuştur. Yine neredeyse tamamı “e-devlet’e bağlı kurumlarla ilgili işlemeleri hem vatandaşlar hem de kurumsal çalışanlar çok rahat yapabilmektedirler. Ama son yaşanan olay da göstermiştir ki uygulamada hala çok eksik var.
Türkiye’de resmi işlemler ya dijital+manuel ya da hala sadece manuel olarak yapılmaktadır. Örneğin çiplenmiş yeni kimlikler sayesinde isteyen kurumlar; eğitim, sağlık, suç dosyası, hatta banka hareketlerin vb. Tüm şecereni okuyabiliyorken, öte yandan en basit bir işlemde yine manuel sistemdeki gibi sayısız basılı evrak toplayıp bizzat kuruma gitmeni zorunlu kılıyor. Bu hesapta bir yanlışlık var!
Hep derim; Türkiye teknolojiye uyumda sınıfta kaldı diye. Çünkü birçok yenilik-değişimde hep alt yapısı hazırlanmadan, ilgili kişilere eğitim verilmeden, uyum oryantasyonu yapılmadan bodoslama dalındı. Bunun en bariz örneğini nüfus idarelerinde görebiliriz. Elle yazımdan bilgisayarlı sisteme geçildiği yıllarda vatandaşın kimlik ve aile bağlarında ortaya çıkan trajikomik sonuçlar ve mahkemelere yansıyan olayları medyadan hatırlarsınız. 10 TL’lik elektrik, su, doğalgaz faturalarının mucizevi bir şekilde 10.000 TL olarak vatandaşa gönderilmesi gibi. Hasılı kelam biz bu işi beceremedik.
Çözüm Basit
Haydi birlikte sorgulayalım:
- Geçirdiğimiz tüm fiziki veya ruhsal hastalıklar, ameliyatlar, uzuv kaybı vb. e-nabız sisteminde görünüyor mu? Evet.
- Devletin kurumları istediği an e-nabız sistemine girip bizim tüm sağlık bilgilerimize ulaşabiliyor mu? Evet.
- Tüm nüfus bilgilerimize ulaşabiliyor mu? Evet.
- Vatandaş muhtelif resmi kurum sitelerinde (Örnek. ÖSYM) süresi dolunca “belli kriterlere uygun” güncel fotoğraf yükleyebiliyor mu? Evet.
- O halde ehliyet yenileme işlemi de pekâlâ dijital ortamda yapılabilir mi? Yapılabilir.
O zaman ne siz tekrar tekrar süre uzatmak zorunda kalırsınız, ne de “tembel vatandaş” sizin bu halinizle alay eder.
Ne de nüfus dairlerinde gereksiz yığılma olur (sırf bu yüzden normal işlemlerini yaptıramayan sayısız vatandaşlar var) Ne de memurlar izinsiz ve yorucu bir tempoyla çalışmak zorunda kalır.
Özel sektör çalışanlarının, rapor alma, fotoğraf çektirme, nüfusa gidip sıra bekleme gibi bir güne tekabül eden işlemler için işyerinden tam gün izin istemesinin çok kolay bir durum olmadığını belki tepedekiler bilmez ama biz çok iyi biliriz. Hele bazı kamusal olmayan yerlerde bu iznin maşına günlük kesinti olarak yansıyacağını da. Dolayısıyla nereden tutsan elinde kalıyor.
Psikolojik Sağlık Raporu Şart!
Burada tek bir konuyu önemli ve istisna olarak vurgulamak isterim. Son yıllarda biraz kırılmış, hatta yeni jenerasyonda itiraf etme popülerliği kazanmış olsa da toplumun azımsanamayacak bir kesiminin bilinçaltına işlemiş ve aşılamayan yanlışlardan biri de psikoloğa gitmenin “deli” olmakla eşdeğer tutulması garipliği var. O kesim mecbur kalıp gittiğinde bile soranlara “Dişim ağrıyordu o yüzden hastaneye gitmiştim” diyecek kadar da korkar söylemekten.
Dolayısıyla; sürücü adayları, mevcut sürücüler ve ehliyet yenileyeceklerin hepsinden zorunlu olarak 6 ayda bir “psikolojik sağlık raporu” istenmelidir. Hayır süreyi abartmıyorum. Çünkü ekonomik kriz, akıl oynatan zamlar ve çöken adalet sisteminin yansıması olarak toplum olarak (mutlu azınlık hariç) psikolojik ciddi bir travma geçirdiğimiz, halk arasındaki tabirle “temiz sıyırdığımız” hepimizin bildiği bir gerçek, birbirimizi kandırmayalım lütfen.
Hele ki dünyada liste başını kimseye kaptırmadığımız trafik kazalarını düşünürsek, sürücülerin psikolojilerinin iyi olması çok çok önemli ve tartışmaya kapalıdır. Evet tekrarlıyorum, en az 6 ay. Ve bu kontrol toplum yararını gözeterek ücretsiz olarak yapılmalı (süreyi asla uzatmadan!) bu rapor, kişinin bizzat hastaneye gitmesi koşulu ile alınmalıdır. Çünkü:
ASM’lerde genelde hastaya sorulan birkaç rutin soruya verdiği cevapla, hatta bazen hastanın yüzüne bile bakmadan verilen “sağlık raporlarının” güvenirliliği tartışmaya açıktır.
Yani özetle yapılan tam da “el bizi alışverişte görsün” durumudur.
Söylenecek çok şey var ama bugünlük bu kadarla yetinelim.
Bir şeyleri “kökten” düzeltmek için:
Bir şey Yapmalı!
